25 Milyon Dolarlık Bitcoin Yanlışlıkla Çöpe Gitti isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Campbell Simpson, dijital dünyada ve teknoloji sektöründe oldukça deneyim sahibi olan birisi. En azından LinkedIn profili böyle söylüyor. Ancak bu kadar donanımlı bir insan olması bile onun kolay yoldan milyoner olmasını sağlamaya yetmemiş gibi gözüküyor.
Kolay yoldan tabiri yerinde bir tabir olsa gerek çünkü Simpson, 2010 yılında yaptığı Bitcoin alışverişi kapsamında 1400 BTC için yalnızca 25 dolar ödedi. 1400 adet BTC ise Aralık 2020 itibarıyla kendisini apaçık bir milyonere dönüştürebilirdi. Ancak Simpson, 2010’da aldığı Bitcoinleri soğuk depolama yöntemi adı altında bir sabit diskte tutmayı tercih etti. İşte Simpson, belki de böylelikle hayatının en büyük yanlışlarından birini yapmış oldu.
Bu nasıl oldu? Ani bir kararla sürücüyü çöp olarak nitelendiren Simpson, sürücünün içinde sonradan değerlenebilecek herhangi bir varlık olduğunu unuttu ve diski çöp torbasıyla birlikte evden uzaklaştırdı. 2012 yılında yaşanan bu olayı Simpson, 2017 yılında editörlüğünü yaptığı bir blogda anlattı.
Simpson, 2017 yılında olayın üstünden tekrar geçerken yaşadığı pişmanlığı ve kripto paralarla ilişkisini neden bitirdiğini de anlattı. Peki, Simpson, kaybolan Bitcoinlerinin daha sonra peşine düştü mü? İşte, olaydan beş yıl sonraki anlatımına göre Simpson’ın 2012’de başına gelenler…

Öncelikle Bitcoinleri nasıl aldığından bahseden Simpson, tarihlerin 2010’u gösterdiğini söylüyor. Simpson, o yıllarda Bitcoin ticareti yapabilmenin oldukça zor olduğunu söylüyor ki bu doğru. 2010 yılında Bitcoin’in yalnızca iki yaşında olduğunu hatırlatalım.
Simpson, o tarihlerde BTC olabilmenin en “kolay” ve popüler yolunun madencilik olduğunu hatırlatıyor. Simpson bu konuda da haklı çünkü 2010’da hem madencilik yapmak (çıkarılan Bitcoinlerin azlığı sebebiyle) kolaydı hem de ödüllerden gelen gelirler (her ne kadar BTC fiyatı düşük olsa da) oldukça fazlaydı.
Simpson devam ediyor. O tarihlerde çeşitli mecralarda şans eseri Bitcoin içeriklerine maruz kalmış olan Simpson, bu sayede Bitcoin’e olan ilgisinin arttığından söz ediyor. Simpson, aynı zaman dönemlerinde çevrim içi bir sitede bir kişinin Bitcoinlerini satmak istediği bir paylaşıma rastlıyor. Tam 1400 adet BTC için “satılık” ilanını gören Simpson, olaya sıcak bakıyor.
1400 adet BTC için 25 dolar istenirken bu olay, aynı zamanda yine geçmiş tarihlerde 10.000 BTC için 50 doların istendiği bir başka olayı anımsatıyor. 50 dolardan 10 bin Bitcoin alma fırsatı kaçmıştı ancak Simpson, 1400 BTC’yi 25 dolardan alma fırsatını kaçırmıyor ve alışverişi tamamlıyor.
Alışveriş tamamlandıktan sonra Simpson, yatırımlarını siber dünyadan gelebilecek her türlü tehdide karşı koruyabilmek amacıyla cüzdanın özel anahtarının bulunduğu metin dosyasını saklamak için kendi sabit diskine aktarıyor.
1400 adet Bitcoin’in sonsuzlukla buluşacağı yere…

Simpson, sabit diski birçok şey için kullandığını söyleyerek diskin aslında özel olarak BTC’lerin depolanması için alınmadığını belirtiyor. Simpson’a göre sabit diskte film, dizi, ödevler, fotoğraflar gibi çokça veri bulunuyordu. Sabit diskin ise 250 GB’lik oldukça tatmin edici bir hafızası vardı.
Simpson, o dönemde popüler çevrim içi teknoloji yayınlarından biri olan Gizmodo’da da editörlük yapıyordu. Simpson’ın bu sebeple çok fazla teknolojik “oyuncağı” bulunuyordu. Ancak Simpson’ın o dönemde kız arkadaşıyla ayrıldıkları için kaldığı evden taşınması gerekti. Bu değişiklikle birlikte Simpson, belki de depresyondaydı ve hafiflemek istediği için elinde işe yaramadığını düşündüğü ne varsa atmaya karar verdi.
PC bileşenleri, USB bellekler, kablolar, 3B gözlükler, ıvır zıvırlar derken Simpson tarafından çöp olarak nitelendirilecek bir eşya daha vardı: içinde tam 1400 BTC olan o eski sabit disk. Simpson, kendi gönderisinin başında sabit diskin zaten çiziklerle dolu olduğunu ve rahatsız edici tık sesleri çıkardığını belirtmişti. Bu eksi özellikler ise hem sabit diskin hem de içindeki Bitcoinlerin sonunu getirdi.
Olayın yaşandığı 2012 yılında 1400 adet BTC, Simpson’ın beyanına göre yaklaşık 4 bin dolar ediyordu.

Campbell Simpson, olayın farkına vardı ancak iş işten geçmişti. Sabit diskin içerisinde bulunan dosyaların neler olduğuna dair bir beyin fırtınası yaratan Simpson, içerisindeki 1400 BTC’nin tam da o zaman farkına vardı. Bitcoin fiyatı 2012 yılında milyonlar etmiyordu ancak yine 25 doların bir anda 4 bin dolara yakın bir yükselme yaşamış olması da hiç de fena bir gelişme değildi.
Ama giden gitmişti ve Simpson’a göre 4 bin dolar kendisine o zaman ilaç gibi gelecekti. O tarihten beri Bitcoin’i oldukça yakından takip etmeye başlayan Simpson, Bitcoin’in özellikle 2011’den beri oldukça popülerleştiğini söylüyor. Ayrıca Simpson, kaybolan sabit diskini bulmayı da düşünmemiş. “Ortaya çıkması oldukça sevindirici bir gelişme olacaktır ancak oldukça değişken olan dijital paralarla ilişkim sona erdi. Artık onlara ihtiyacım yok.”
Simpson, olayı Twitter hesabından paylaştıktan sonra kendisine elden giden yatırımıyla alakalı çeşitli tavsiyeler verildiğini de söylüyor. Kendisine daireyi kiraladığı bölgedeki belediye ile iletişime geçilmesi bile önerilmiş. Ancak kaybolan sürücüyü bulmaya yönelik herhangi bir tavsiye Simpson’ı aksiyon almaya itmedi.
Peki, aynı yazıyı Simpson bugün yazacak olsa yazıyı nasıl kurgulamış olurdu? Pişmanlığının hiçbir zaman canını çok da acıtmadığını belirten Simpson’ın 26 milyon dolarlık birikimi bugün elinden gitmiş olsaydı yine de benzer düşüncelere sahip olabilir miydi? Bu durumda Simpson’ı suçlamak anlamsız olurdu. 25 liralık bir piyango biletiyle 25 milyon lira kazandığınızı ancak bileti kaybettiğinizi hayal edin.
25 Milyon Dolarlık Bitcoin Yanlışlıkla Çöpe Gitti isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Bitcoin Teknolojisine İlham Veren Grup: Cypherpunks isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Kriptografi veya kriptoloji, üçüncü şahısların varlığı sırasında güvenli iletişim için birtakım tekniklerin uygulanması olarak tanımlanmaktadır. Kriptografi tanımını cypherpunks tanımı ile ayrıştırmak ise mümkün değildir. Bitcoin kurucusu Satoshi Nakamoto da teknolojiyi geliştirirken çeşitli kriptografların çalışmalarından ve deneyimlerinden esinlenmiştir.
Kriptografi ile uğraşan herkes bir cypherpunk olmak zorunda değildir. Ancak bir cypherpunk’ın kriptografi ile içli dışlı olması oldukça büyük bir ihtimaldir. Kriptografi, doğuşundan itibaren insan özgürlüğü için önemli bir savaş alanı olarak görülmektedir. Kriptografi için bir savaş alanı benzetmesinin yapılabildiği bir ortamda cypherpunk’lar için de birer savaşçı denmesi hiç abes kaçmayacaktır.
Tarihler 1992 yılını gösterdiğinde ABD’nin San Francisco şehrindeki Bay Area bölgesinden üç bilgisayar bilimci; kriptografi, matematik, politika ve felsefeyi tartışmak için yeni bir e-posta listesi kurdu. Kurucular, bu e-posta listesi üyelerine ise cypherpunks unvanını atadılar. Cypherpunklar için devletler, bireylerin özgürlüğü için büyük bir tehdit arz ediyordu. İnterneti çalışma alanlarında aktif şekilde kullanan cypherpunklar, internetin öneminin artmaya başladığı anda devletlerin oraya da müdahale edeceğinden kuşkusuz emindiler.
Kriptografi, cypherpunklar için interneti özgür bir yer haline getirebilmek için tek yoldu. Kriptografinin güçlenebilmesi ise bireylerin özgürlüklerinin güçlenebilmesi demekti. Tamamen özgür, dijital bir kozmosun oluşabilmesi için de tamamen egemen bir ekonomiye ihtiyaç vardır. Bu düşünceyle hareket eden grup üyeleri, günümüze dek –çoğu başarısız olsa bile– çeşitli adımlar attı.
Tarihler, bu sefer de 2008’i gösterdiğinde Satoshi Nakamoto isminde bir kişi veya grup, cypherpunkların geçmişte saptadıkları sorunlara çözüm getiren, elektronik bir ödeme sistemi ve dijital bir para birimi icat etti. Bitcoin olarak isimlendirilen bu teknoloji ve para birimi, cypherpunkların bugüne kadar üzerinde durmuş olduğu ekonomik bağımsızlık konusuna çığır açan bir şekilde yaklaşmıştı. Süreç böyle sonuçlanana dek ise cypherpunk dünyasında kayda değer birtakım gelişmeler yaşandı.
Cypherpunks, merkez bankaları ve parasal kontrolleri konusunda son derecede şüpheciydi. Özellikle 2008 yılında dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz, grubun şüphelerini haklı çıkardı. O dönemde merkez bankaları, iflas eden bankaları kurtarmak için büyük miktarlarda para bastı. Bu sebeple dünya genelini etkisi altına alan bir enflasyon pandemisi patlak verdi ve durum, yetkilileri acil aksiyon almaya sevk etti.
Cypherpunklar için ise bu durum para sahiplerine karşı gerçekleştirilen bir hırsızlık olarak nitelendirildi. Çünkü hükümetler para basma eylemlerini artırdığında kendi hazinelerindeki para artmaya devam etti. Ancak vatandaşların parası, piyasada daha fazla para olmaya devam ettiği için, değersizleştikçe değersizleşti. Paranın değeri yönetim politikaları tarafından değiştirilebiliyor ve insanlar ise hiçbir şey yapmadığı halde fakirleşebiliyordu.
Cypherpunklar, durumun gidişatının bu yönde seyretmesini kabul etmedi. Onlara göre gerçekten siber aleme özgü bir para biçimine sahip olabilmek için hükümetlerin ve politikalarının aradan çekilmesi gerekiyordu. Tıpkı sınırsız ve ulusları aşan bir icat olan internet gibi dijital para birimine de dünyanın neresinde olursa olsun herkes, eşit şekilde ve sansürsüz bir biçimde erişebilmeliydi. Dijital bir ekonomiyi tek bir itibari para birimine bağlamak, onu tek bir ülkenin merkez bankasının kölesi haline getirebilirdi.
İnternet, kendine ait bir para birimi olmadıkça gerçekten özgür bir yer halini almayacaktı. Ancak bir dijital para birimi geliştirebilmek için öncelikle birkaç pürüzün giderilmesi gerekiyordu. Yıllar içinde çeşitli cypherpunk tarafından çeşitli kripto para birimi projesi hayata geçirildi. Ancak bu projelerde ya double-spending denen paranın çoğaltılabilmesi sorununu çözebilmek için projelerin merkezsizlik özelliklerinden ödün verildi ya da prototip olarak bırakıldı.
Bitcoin’in icat edilmesi ise hem kripto parayı merkezi otoritelerden korumayı başardı hem de paranın çoğaltılmasının önüne geçerek dijital bir para biriminin değersizleşmesine engel oldu. Bitcoin’den önce ise cypherpunk hareketinin babası olarak sayılabilecek kişi David Chaum tarafından bir e-para birimi geliştirildi. Chaum, 1990‘da dinamik bir ekiple geliştirmeyi tamamladığı projeye ise DigiCash adını verdi.

DigiCash’teki en önemli sorun, işlemlerin doğrulanması görevinin bir banka tarafından yapılması zorunluluğuydu. DigiCash ile yapılabilecek işlemler için önce bankanın sertifikaları doğrulaması ve sonra bir kur çevirisi yapması gerekiyordu. Buraya kadar işlemler oldukça merkezi dursa da ünlü cypherpunk, bu durumun farkındaydı. Chaum, bu sebeple kontrol mekanizmasını sağlayan bankanın işlemlerin faturalarına ulaşmasına engel olacak bir protokol geliştirdi. Bu sayede Chaum, hem double-spending problemini çözmüş hem de banka otoritesini dijital paradan uzaklaştırmış oldu.
Ancak gerek kredi kartlarının o dönemde yeni çıkması ve oldukça popülerleşmesi gerekse PayPal gibi uygulamaların kullanıcı sayılarını artırmaları sonucu DigiCash projesi duvara tosladı. Projenin sahibi şirket eCash, iflas etti ve tek bir şirketten güç alan proje kapsamında biriken tüm nakit ekosistemi buharlaştı.
1996 yılında ise altın rezervleriyle desteklenen e-gold isimli dijital bir para birimi projesi duyuruldu. Kısa sürede oldukça popüler olan sistem, özellikle projeye dahil olabilme konusunda kullanıcılara çokça kolaylık sağlıyordu. Ancak az zamanda elde ettiği popülerlik sebebiyle proje ABD hükümeti tarafından fark edildi. Uzun bir dava sürecinden sonra ABD mahkemeleri, projenin çeşitli suçlar barındırdığını öne sürerek projeye dahil oldu.
Böylece e-gold’un faaliyetleri kara para aklamaya yardım ve para aktarıcı yasaları geriye dönük olarak ihlal etme iddiaları sebebiyle sonlandırıldı. Projenin kurucusu, cezai olarak sorumlu bulundu ve 2008’de e-gold bakiyeleri durduruldu. DigiCash, tek bir şirketten güç aldığı için; e-gold, hükümet tarafından müdahale edilebildiği için uzun süreli teknolojiler olmaktan oldukça uzak kaldılar. Ayrıca DigiCash dolarla teminatlandırılırken e-gold ise altınla teminatlandırılıyordu.

Bu süreç içerisinde yaşananlar, cypherpunkları dijital bir para birimine dair ortaya çıkan üç temel unsuru görmeye sevk etti:
Pürüzlerin farkında olan cypherpunklar, daha gelişmiş dijital para birimi projeleri için çeşitli yöntemler araştırdı. Bu kapsamda 1998‘de b-money ile Wei Dai, 2005‘te BitGold ile Nick Szabo, birtakım fikirler ortaya koydu. Her iki proje de teoride Bitcoin’e benziyordu ancak sistemi içerisinde oluşabilecek saldırılardan korumaya yönelik sorunlara çözüm sunamaması açısından projelerin enfrastrüktür bütünlüğünde eksiklikler vardı.
Özellikle kriptografi evreninde sybil atakları olarak bilinen bu güvenlik tehditleri sayesinde bir kişi, birden fazla node veya bilgisayar ile bir ağı tümden ele geçirebilirdi. Bu da kriptografi ile işlem gören varlıkları tehlikeye atabilirdi.
Nihayetinde 2008 yılında tanıtılan ve 2009 yılında işlemeye başlayan Bitcoin teknolojisi ile geçmişte yaşanan başarısızlıkların oluşmasını sağlayan çeşitli kusurlara, Satoshi Nakamoto tarafından, bilim ışığında çözüm getirildi. Açık kaynaklı bir teknoloji olmasıyla da bilinen Bitcoin, daha iyileşen teknolojiye dünyanın her yerindeki bilgisayar bilimcilerinin yardımıyla sürekli geliştirilerek ayak uydurabilecekti.
Bitcoin ile bütün alkışı belki de Satoshi Nakamoto aldı. Ancak Nakamoto’nun kodlamasının ardındaki zemini hazırlayanlar da yine özgürlük sevdalıları cypherpunklardı.
Bitcoin Teknolojisine İlham Veren Grup: Cypherpunks isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Çin’in Dijital Parası Hakkında Bilmeniz Gereken Her şey isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Uluslararası Para Fonu‘na (IMF) göre şu anda bilinen merkez bankası döviz rezervlerinin %60’ından fazlası ABD doları cinsindendir ve bu da doları fiilen küresel para birimi yapmaktadır. Ülkeler ve şirketler, farklı para birimlerindeki işlemleri gerçekleştirmeye çalışmak yerine uluslararası ödemeleri kolaylaştırmak için doları kullanır. Uluslararası pazarda en çok doların sözünün geçmesi, ABD’yi de doğal olarak dünyanın ekonomi alanında en yetkin ülkesi yapmaktadır.
Her ne kadar Soğuk Savaş benzeri bir durum olmasa bile şu anda ABD ve Çin arasında özellikle ekonomi alanında bir sürtüşmenin yaşandığı bir gerçek. Bu sürtüşmeden dolayı ABD tarafından gelebilecek herhangi bir yaptırım, ekonomik açıdan dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahip Çin’i bile olumsuz etkileyebiliyor. Doların piyasalardaki hegemonyası bu denli büyük olmaya devam ettikçe de bu durum değişmeyecek gibi gözüküyor.
2014 yılına gelindiğinde ise Çin hükümeti, dijital paranın ne demek olduğuna dair minik minik çalışmalar yapmaya başladı. Ekim 2020 itibarı ile saha testlerinde de başarıya ulaşan dijital yuan projesini Çin, 2022 yılında Pekin’de gerçekleşecek Kış Olimpiyatları’na kadar ülkenin tamamında kullanıma sunmayı planlıyor. Ama nedir bu dijital yuan?

Tıpkı ülkedeki mevcut birkaç ödeme sağlayıcıları gibi –Alipay ve WeChat Pay– dijital yuan da kullanıcılar tarafından mobil uygulama üzerinden kontrol edilebilecek. Kullanıcılar, uygulama üzerinden hem dijital paranın depolamasını yapabilecek hem de QR teknolojisi ile dijital para kullanarak ödeme gerçekleştirebilecek.
Şu an için ise bir süre daha nakit para, Çin’de dağıtımda kalmaya devam edecek. Ek olarak, dijital yuanı depolamak ve yönetmek tıpkı Bitcoin gibi bir kripto parayı mobil cüzdan üzerinden yönetmeye benzese de dijital yuan, bir kripto para olmaktan çok uzak.

Dijital yuan, iki sebepten dolayı bir kripto para değildir:
Ticari işlemlerde işlemlerden haberi olan üçüncü bir kimsenin olmaması ve işlemler sırasında anonim kalınması, Bitcoin gibi kripto paraların geleneksel ödeme yöntemlerine karşı en büyük avantajıdır. Ancak görüldüğü üzere dijital yuanda bu iki avantajdan da fire veriliyor.
Çin’in kripto paralara olan tavrı da pek iç açıcı değil. Zira geçmişte kripto paraların fon akışının kontrolünü kısıtlayacağından dolayı endişeli oldukları açıklaması, Çin Merkez Bankasıı tarafından yapılmıştı. Ülkede kripto paralarla alakalı aleyhte haberler, birbiri ardına gelmeye de devam ediyor. Böyle bir ortamda dijital yuanın bir kripto para esnekliğine sahip olmayacağı, sürpriz olmayacaktır.
Bu konuyla alakalı daha önceden paylaşılmış, birbirinden farklı görüşler bulunuyor. Örneğin, kripto para birimi uzmanı Stewart Mackenzie dijital yuanın Bitcoin’in antitezi olduğunu söylüyor. Blockchain bazlı çözümler üreten Neufund şirketinin CEO’su ise konuyla ilişkini fikrini şu şekilde belirtiyor:
“Ülkelerin sunduğu dijital ödeme seçenekleri, kullanıcıların dijital para birimlerine aşinalığını artıracağından uzun vadede Bitcoin gibi kripto para birimlerine olan güvende de artış bekleyebiliriz.”

Bu yıl sonunda duyurulması beklenen dijital yuan projesinde adım adım bitişe yaklaşılıyor. Çin, proje üstünde 2014’ten beri çalışıyor ancak geçen yıla kadar ayrıntılar net değildi. Projeyle alakalı herhangi bir zaman çizelgesi de resmi yetkililer tarafından paylaşılmadı. Projenin en büyük testleri ise Ekim 2020 tarihinde yapıldı.
Ekim 2020’de yapılan testlerle Çin’deki Shenzen yönetimi tarafından, piyango mantığıyla, rastgele seçilen 50 bin tüketiciye 200 dijital yuan (yaklaşık 30 dolar) dağıtıldı. Buna benzer bir projenin Suzhou kentinde uygulanacağı ve toplamda 3 milyon dolar değerinde dijital yuan dağıtılacağı biliniyor. Çin’in e-ticaret devi JD.com da bu dağıtımı destekleyecek.
Özellikle mart ayında pandemi sebebiyle piyasalar bir çöküş evresine geçmiş, çeşitli ülkelerdeki merkez bankaları dolara yönelmişti. Dolara olan bu yaklaşım, para biriminin uluslararası piyasalarda aktif olarak kullanılmasını isteyen Çin için bir hayal kırıklığı yarattı. Özellikle pandemi sonrasında testlere hız kazandıran Çin, dijital yuanın kullanımına en kısa sürede start vererek küresel piyasalarda bir an önce yükselişe geçmek istiyor.
Diğer ülkelerin –özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin– Çin’in dijital yuan projesine nasıl baktığını değerlendirebilmek için öncelikle Çin’in dijital yuan ile neler yapmak istediğine bakılması gerekiyor. Buna göre dijital yuanın kullanımıyla birlikte Çin:

Yuan, hâlâ dolar karşısında küresel piyasalarda oldukça düşük bir performans gösteriyor. Çin ise ekonomisine zarar vermeyi amaçladığı gerekçesiyle ABD’yi Yuan’ı değersizleştirmekle suçluyor. Çin’in dolarla mücadele edebilmesi için öncelikle uluslararası bir piyasada yüksek bir pazar payı elde edebilmesi gerekiyor.
Amerika Birleşik Devletleri her ne kadar küresel piyasaları yönetiyor olsa da para birimini dijitalleştirmek konusunda Çin kadar yüksek bir motivasyona sahip değil. Ancak bu konuda ABD’nin hiçbir adım atmadığını söylemek de doğru olmayacaktır. Dijital dolar yerine ABD, Facebook’un dijital parası olan Libra’ya (yeni adıyla Diem) daha çok ilgi gösteriyor. Libra, özellikle dijital yuan ile birlikte Avrupa Birliği’ni de harekete geçirerek birliğin bir dijital euro fikri üzerine yoğunlaşmasına sebep oldu. Avrupa Birliği, bu iki gelişmenin euroyu değersizleştirerek AB vatandaşlarının mali durumunu riske atabileceğinden endişe duyuyor.

COVID-19 pandemisi nedeniyle nakit kullanımında ciddi bir düşüş yaşandı. Çin’in, nakit paranın yerini alması beklenen dijital yuan projesi başarılı olursa Alibaba gibi büyük Çin merkezli şirketlerin, Çin’in itibarını parlatması çok büyük bir olasılık. Henüz etkileri devam eden pandemi sonrası Çin, dijital yuanın başarısıyla orantılı bir şekilde pandeminin sebep olduğu ekonomik küçülmeden büyüyerek çıkmayı planlıyor.
Dijital yuanla birlikte yurt dışında olduğu bilinen yaklaşık 39 milyon Çin vatandaşının da bu projeyi ülke dışında tanıtacağı, var olan öngörüler arasında. Ancak akıllarda diğer ülkelerin dijital yuanın kendi sınırlarında kullanılmasına karşı çıkması gibi bir senaryo da var. Dijital yuan tamamen devlet gözetiminde olduğu için yurt dışında yapılacak herhangi bir harcamanın da Çin tarafından izleneceği düşünülüyor. Henüz bir mit olan bu düşünce doğru olursa Çin, dijital yuanın uluslararasılaştırılmasında çok da emin adımlarla ilerlemeyebilir.
Çin’in projesi başarılı olursa dijital yuan, hem fiziksel nakit hem de PayPal gibi çevrim içi ödeme hizmetlerine olan ihtiyacı ortadan kaldırabilir. Olasılıkların kol gezdiği şu anki ortamda net olan tek şey ise dijital yuanın önümüzdeki dönemlerde sahip olacağı büyüme özgürlüğü.
Çin’in Dijital Parası Hakkında Bilmeniz Gereken Her şey isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Bitcoin Kurucusu Satoshi Nakamoto Bitcoin’i Londra’da mı Geliştirdi? isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Bitcoin kurucusu Satoshi Nakamoto, gerek dijital dünyaya katkılarıyla gerekse gizemiyle en bilindik bilgisayar bilimciler arasında gösteriliyor. Nakamoto, 2008 yılında duyurduğu Bitcoin teknolojisi ile kriptografi teriminin yaygınlaşmasında önemli rol oynamış ve internet aleminin kendi para birimine sahip olmasını sağlamıştı.
Satoshi Nakamoto isimli gizemli kişi veya kişiler ile ilgili var olan bilgiler ise maalesef oldukça kısıtlı. Nakamoto, Bitcoin’i geliştirme ve yaygınlaştırma aşamasında internette oldukça aktif çalışmalar sürdürdü. Ancak 2011’in ortalarına gelindiğinde ise hiçbir açıklama yapmadan projenin tüm adımlarından çekildi.
Zaten kendisiyle ilgili detayların oldukça kısıtlı olması, onu yeterince gizemli kılıyordu fakat (her ne kadar açık kaynaklı geliştirilse de) mucidi olduğu projeden bir anda elini eteğini çekmiş olması işleri daha da ilginçleştirdi. Nakamoto, projede aktif olarak rol aldığı zamanlarda iletişimde olduğu kişilerle bile kendisiyle alakalı özel hiçbir bilgi paylaşmamış, vaktini yalnızca proje ile alakalı sohbetlere ayırarak gizli kalmayı tercih etmişti.
Nakamoto’nun gizemli durumunda çığır açıcı herhangi bir gelişme ise aradan yıllar geçmesine rağmen değişmedi. Bu nedenle Bitcoin kurucusu ile alakalı ortaya çıkan her yeni gelişme heyecan yaratmaya devam ediyor. The Chain Bulletin isimli internet sitesinden Doncho Karaivanov‘un özel haberiyse bu gelişmelerden bir tanesi.
Karaivanov, hazırladığı içerikte Nakamoto’nun çevrim içi olduğu dönemlerde kullandığı platformları ve gönderdiği e-postaları ışığında ilginç bir argüman paylaştı. 23 Kasım tarihinde paylaşılan bu argümanda Nakamoto’nun tüm çevrim içi aktivitelerinin mühürlendiği zaman damgalarından yola çıkılarak kendisinin Bitcoin’in geliştirilme sürecinde Londra’da yaşıyor olabileceği ileri sürüldü.
Ancak Karaivanov, ve ekibi buna yalnızca çevrim içi paylaşımları inceleyerek ulaşmadı. Nakamoto’nun yazı dilindeki detaylar ve ilk Bitcoin bloku olan ‘genesis’teki‘ gizli mesaj gibi etmenler de bu argümanı desteklemek için kullanıldı.
Karaivanov ve araştırmacı ekip veri toplamak için Satoshi Nakamoto’nun çevrim içi faaliyetlerinin bulunduğu çeşitli platformlardan yararlandı. Bu verilerin başlangıç tarihi olarak Nakamoto’nun Bitcoin’i ilk duyurduğu tarih olan 31 Ekim 2008 ve bitiş tarihi olarak ise son e-postasını gönderdiği tarih olan 31 Aralık 2010 kabul edildi.
Nakamoto’nun çevrim içi olduğu sayılı platform vardı. Araştırma için de Nakamoto’nun Bitcointalk isimli tartışma ve SourceForge isimli kodlama platformlarındaki paylaşımlarda bulunan zaman damgalarından destek alındı. Karaivanov, Nakamoto’nun e-postalarındaki zaman damgalarını net olarak belirleyemedikleri için ise verilere dahil etmediklerini belirtti.
Araştırma için çekilen veriler ile alakalı özet geçmek gerekirse:
Araştırma, Nakamoto’nun Bitcointalk ve SourceForge platformlarındaki paylaşımların Eş Güdümlü Evrensel Zaman olarak bilinen UTC zaman formatı ile oluşturulan zaman damgaları ile gönderildiğini ortaya çıkardı. Karaivanov’un dikkat çektiği diğer bir şey ise Nakamoto’nun iki platform üzerinde en çok aktif olduğu saatlerin birbirleri ile uyuşmasıydı.

Yapılan incelemeler sonucunda Nakamoto’nun UTC zaman formatı destekli zaman damgalarına sahip paylaşımları dünyanın çeşitli bölgelerine göre incelenerek kabaca birkaç grafik oluşturuldu. Oluşturulan grafikler ışığında ise Nakamoto’nun gönderileri Tokyo’dan ve Sidney’den göndermediğine kanaat getirildi. Nakamoto’nun en son aktivitesinin ortalamasını belirten uzun çizgiler dikkatlice incelendiğinde paylaşımların daha çok akşam veya gece vakitlerinde yapıldığı görülüyordu.
Her ne kadar ‘Satoshi Nakamoto’ bir Japon vatandaşı ismi gibi dursa da Karaivanov, Tokyo’nun gizemli geliştiricinin yuvası olmadığının söylenebileceğini iddia etti. Ancak Karaivanov da sadece bu bilgilerden yola çıkılarak Nakamoto’nun bu üç bölgenin hangisinde olabileceğinin net bir şekilde söylenemeyeceğini biliyordu. Fakat bu grafiklerin yanı sıra aslında önemli birkaç ipucu daha vardı.
Tarihler 3 Ocak 2009‘u gösterdiğinde The Times isimli bir gazeteden aşağıdaki gibi bir başlıkla bir haber çıktı:
Chancellor on brink of second bailout for banks
Türkçesi, “Şansölye, bankalar için ikinci kurtarma paketinin eşiğinde” olan başlığın bu denli gizemli bir bilgiye ne gibi bir yararı olabilirdi? Aslında bu başlık, Karaivanov ve ekibinin yaptığı araştırmayı destekleyecek olması açısından önemliydi. Çünkü Satoshi, bu başlığı bunu hangi amaçla yaptığı bilinmemekle birlikte bir Bitcoin teknolojisi ile birlikte anılabilecek bir mesaj olarak seçmişti.

The Times isimli Londra merkezli bir gazeteden bu haber, dünyayı etkileyen 2008 ekonomik krizi ile bağlantılı olabileceği düşünülen bir soruna İngiltere içerisinde getirilebilecek olası çözümü anlatıyordu.
Satoshi Nakamoto, 31 Ekim 2008 tarihinde duyurduğu Bitcoin’in blockchaininde hemen bir işlem gerçekleştirmedi. Nakamoto, ‘genesis bloku’ olarak da bilinen ilk bloku haberin basıldığı zaman olan 3 Ocak 2009 tarihinde üretti. Bu ilk blok sonrası ise Nakamoto, 50 BTC’lik bir madencilik ödülü kazanmıştı.
İşin ilginç yanı ise Nakamoto, ilk bloku üretirken blokun içine The Times haberi başlığını ekledi. Bu durum ise bilinçlice seçilmiş bir gizli mesaj teorisini ortaya koydu çünkü çoğu kimse Nakamoto’nun bu mesajı bir ironi olarak eklediğini düşündü. Evet, bankalar batıyordu ve devletten yardım bekliyordu. Bitcoin ise bu tür sorunları ortadan kaldırmak için var olacaktı.

Ancak durum sadece bundan ibaret değildi. Çünkü Nakamoto’nun bu tarz bir mesajdan haberinin olabilmesi için öncelikle habere erişebilmesi gerekiyordu. 2009 yılında mevcut olan internet ile bu mümkündü ancak haberin internette paylaşılan halinde başlık, “Chancellor Alistair on brink of second bailout for banks” olarak, yani Şansölye’nin ismi detayı verilerek geçti. Bu da Nakamoto’nun haberi bizzat gazeteden görmüş veya duymuş olabileceğine kanıt olarak gösterilebilirdi.
Peki, bu işin Londra ile alakası neydi? The Times gazetesi uzun süre boyunca Londra içinde basım ve yayın yapan bir kuruluş olma özelliği taşıdı. Öyle ki gazete, ABD’deki belli başlı gelişmiş eyaletlere bile 2006 yılında açılmıştı. Ancak Karaivanov, araştırmasına yönelik çalışmaları sırasında Birleşik Krallık’taki orijinalliğin ABD’de kullanılmadığına ulaştı. Öyle ki Birleşik Krallık’ta yer alan bir haber, ülke dışında bir bölge için basılırken yer almayabiliyordu. Bunun dışında ülke dışı için farklı edisyonlar hazırlanırken Birleşik Krallık’taki orijinal mizanpajdan da ödün verilebiliyordu.
Tüm bu detaylar ışığında Satoshi Nakamoto’nun Bitcoin üzerinde aktif bir şekilde çalışırken Londra’da yaşadığı argümanını ortaya atmak işten bile değildi. Ayrıca Londra’nın da yer aldığı Avrupa bölgesi de saat dilimleri grafikleri arasındaki 3’te 1 olasılığına uyuyordu.
Henüz Satoshi Nakamoto’nun Londra’da yaşadığı argümanını saçma bulanlar için Karaivanov, birkaç ipucuna daha dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Bunlardan ilki Nakamoto’nun yazı dilindeki İngilizcenin bir İngiliz İngilizcesi olması detayıydı. Nakamoto’nun kelimelerindeki “-ise, -ize” ve “-our, -or” seçimlerinden “-ise” ve “-our” gibi İngiliz İngilizcesine özgü detayları kullanmış olması, onun Londra’da ya da en azından İngiltere’de yaşamış olmasına dair önemli bir ipucuydu.
Bunun dışında Nakamoto’nun mesajlarında yine İngilizlere özgü bir kelime olan ve ülke genelinde sıkça kullanılan “bloody” sözcüğünü çokça ifade etmiş olması da yine argümanı destekleyen bir detaydı. Karaivanov ve ekibinin yaptığı detaylı çalışma sonrası oldukça fazla sayıda paylaşımın incelendiği göz önüne alınırsa bu argümanı desteklemek için mesajların sadece 1-2 kez tespit edilmekle kalmamış olduğu yorumu yapılabilir.
Karaivanov, bu verilerin yalnızca bir argümanı desteklemek için kullanılması gerektiğinin çokça altını çizdi. Çünkü gizliliğe bu denli önem veren bir kişiliğin ortaya atılan minik ipuçlarından yola çıkarak konumunu belirlemek oldukça yersiz olurdu.
Ancak çoğunluğun onayladığı gerçeğe yakın tek bir mit var ki Bitcoin kurucusu Satoshi Nakamoto, 3 Ocak 2009 tarihli gizli mesajı yok yere eklemedi. Belki kendisinin bir Londra yerlisi olmuş olmasına yönelik tahmin yürütülmesi onun umurunda olmazdı. Ancak çoğu kişinin haberin başlığının anlatmaya çalıştığı olaya uzak bir perspektiften bakıldığında Bitcoin’in ne tür bir soruna çözüm getireceği cevabına ulaşacak olması Nakamoto’nun asıl istediği şey olabilirdi.
Bitcoin Kurucusu Satoshi Nakamoto Bitcoin’i Londra’da mı Geliştirdi? isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>El Konulan Silk Road Cüzdanında Hala Milyonlarca Dolar Token Var İddiası isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Coinfirm isimli bir analiz firması, ABD Adalet Bakanlığı’nın dahil olduğu Silk Road olayı ile alakalı yeni bir iddia paylaştı. Geçtiğimiz aylarda Bakanlık, Individual X olarak bilinen bir hackerın kendileri ile iş birliği yaparak 1 milyar dolar değerindeki Bitcoin’den vazgeçtiğini açıklamıştı. Coinfirm şirketinin ortaya attığı yeni iddialara göre ise Individual X’in forklanan adreslerinde hâlâ kullanılmayı bekleyen bakiyeler mevcut.
ABD Adalet Bakanlığı, 5 Kasım tarihinde Individual X ile olan iş birliklerini duyurmuş ve 1 milyar dolar değerindeki Bitcoin’e el koyduğunu açıklamıştı. Olay kapsamında ise 1 milyar dolardan fazla eden 69.370 BTC ele geçirildi. Ancak bir internet sitesine göre olay sırasında Bakanlık, Individual X’in hesabında aynı zamanda yaklaşık 69.370 adet Bitcoin Cash (BCH), Bitcoin Gold (BTG) ve Bitcoin SV (BSV) olduğunu da doğruladı.
Analiz firması Coinfirm ise olayla alakalı yeni bir iddia ortaya attı. Buna göre ABD hükümeti soruşturmayı usulüne uygun gerçekleştirmedi. İddiaları kapsamında Coinfirm, hükümet yetkililerinin aslında söz konusu adresin özel anahtarlarına (private key) erişimi olan kimselerin erişimlerine müdahale etmediğini paylaştı. Coinfirm, dosyayla alakalı tüm detayları paylaşmadı ancak iddialara göre DoJ tarafından dokunulmayan varlıklardan bazıları şu şekilde:
DoJ ile iş birliği yapan Individual X isimli kişinin olayla alakalı herhangi bir cezaya çarptırılmadığı biliniyor. Coinfirm’in iddialarının doğru olup olmadığı ve iddiaların doğruluğuna göre Individual X’in herhangi bir ceza alıp almayacağı ise henüz bilinmiyor.
El Konulan Silk Road Cüzdanında Hala Milyonlarca Dolar Token Var İddiası isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Çin İnşaat Bankası 3 Milyarlık Blockchain Anlaşmasından Vazgeçti isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Malezya merkezli kripto para odaklı bir borsa olan FUSANG, Çin İnşaat Bankası CCB tarafından basılması planlanan 3 milyar dolarlık tahvilin geri çekildiğini duyurdu. Gelişmeyi Reuters ajansından aktaran bir internet sitesine göre FUSANG yetkilileri olaya dair açıklamasız bırakıldı.
Paylaşılan detaylara göre anlaşmanın Longbond Ltd isimli bir şirket tarafından düzenleneceği biliniyordu. Anlaşma için ise Malezya’nın Lubuan kentindeki CCB şubesi sponsor oldu ve tahvilin FUSANG borsasında listelenmesinde karar kılındı. Ancak yaşanan yeni gelişme ile birlikte CCB, anlaşmadan çekildiğini duyurarak 3 milyarlık tahvilini borsadan çekti.
13 Kasım’da CCB’den bir ertelenme talebi mektubunun alındığı konuyla alakalı FUSANG yetkilisinden de bir açıklama yapıldı. FUSANG İcra Kurulu Başkanı Henry Chong, bankanın anlaşmanın askıya alınmasıyla alakalı herhangi bir detay vermediğini söyledi. 20 Kasım tarihinde de tamamen iptal edildiği bilinen anlaşmaya dair CCB yetkililerinden ise hâlâ bir açıklama yapılmış değil.
CCB, elindeki blockchain anlaşmasını yakın zamanda sonlandırdı ancak dünyanın en büyük dokuzuncu olarak bilinen BNB Paribas, Ethereum (ETH) ve Tezos (XTZ) platformlarının finansal süreçlerdeki verimliliğini ölçebilmek adına yeni bir çalışma başlattığını duyurdu. BNB Paribas’ın süreç içerisinde CA CIB, Caisse de Dépots, Tokeny ve The Blockchain XDEV ile iş birliği yapacağı bilinirken bankanın blockchain teknolojisi kullanılarak bankalararası bir dijital para çıkarmanın mümkün olup olmadığını görmek istediği öğrenildi.
Yine yakın zamanda merkeziyetsiz blockchain projesi olan TomoChain, bir swap protokolü olan Poolz ile ortaklık yaptıklarını duyurdu. Bu ortaklıkla birlikte her iki proje birbirlerine destek olurken aynı zamanda DeFi platformunu da güçlendirmeyi hedefledikleri açıklandı.
Çin İnşaat Bankası 3 Milyarlık Blockchain Anlaşmasından Vazgeçti isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Vitalik Buterin Tablosu İçin 141 Bin Dolar Ödendi isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Non-fungible tokenlara gösterilen ilginin özellikle koleksiyoncu ve oyunseverler arasında oldukça fazla olduğu biliniyor. Hem NFT hem de Ethereum kurucusu Vitalik Buterin kombinasyonu olan bu eserin oldukça fazla para etmesi ise bunun yeni bir örneği. CoinDesk’in haberine göre NFT türündeki bir Vitalik Buterin tablosu için Async Art isimli bir çevrim içi pazar platformunda 141 bin dolarlık Ethereum teklif edildi. Teklifi kazanan maxstealth isimli kullanıcı ise tablonun sahibi oldu.

Tabloda Ethereum kurucusu Vitalik Buterin’in Orta Çağ usulü rengarenk bir elbisenin içinde resmedildiği görülüyor. Tablonun yaratıcıları arasında ise Trevor Jones ve Alotta Money isimli sanatçılar bulunuyor. Tablonun açık artırmasının yapıldığı pazar Async Art’ta ise tabloyla alakalı ilginç bilgiler paylaşıldı.
Async Art’ın sunduğu teknoloji sayesinde tablo, platformda sergilenen diğer sanat eserleri gibi, dış verileri ve uyaranları yansıtabilecek. Detaylarının net olarak paylaşılmadığı bu teknoloji ile ilgili yalnızca Async Art tarafından tablo açıklamasında şu bilgi not düşüldü:
“ETH/USD ve BTC/USD değişiklikleri ile Ethereum ağı gaz ücretlerini yansıtmak için günde bir kez güncellenir.”
Async Art’ın Twitter üzerindeki paylaşımına göre tablo, bugüne kadar satılan kripto para temalı en pahalı sanat eserlerinden biri oldu. Ayrıca önümüzdeki beş yıl boyunca tabloya dayalı mini animasyonların OpenSea isimli bir kripto para piyasasında ayrı NFT’ler şeklinde satışa çıkacağı da paylaşılan bir başka detay oldu.
Geçtiğimiz haftalarda ise NFT türündeki başka bir pazar ürünü için fazla miktarda ETH harcayan gizemli alıcı kimliğini açıkladı ve alışverişle alakalı bir podcast yayına konuştu. 2019 yılında blockchain tabanlı bir araba oyunu içerisindeki açık artırmada satışa çıkan araba için Metakovan isimli alıcı, tam 111 bin dolar eden 415,9 Wrapped Ethereum (WETH) harcamıştı.
Vitalik Buterin Tablosu İçin 141 Bin Dolar Ödendi isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Meşhur Bitcoin Logosu İşte Böyle Tasarlandı isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Bitcoin teknolojisi kurucu Satoshi Nakamoto tarafından 2008 yılında halk arasında white paper olarak bilinen bir makale ile dünyaya duyuruldu. Açık kaynaklı bir yazılım olarak geliştirilen teknoloji, dünya çapındaki çeşitli geliştiricilerin desteğiyle yıllar içinde iyileştirilmeye ve güçlendirilmeye devam ediyor. Ancak teknolojinin doğuşundan itibaren gelişen ve değişen tek şey sadece Bitcoin teknolojisinin kendisi olmadı.
Köklerinde bulunan teknoloji ile birlikte sürekli seviye atlayan başka bir detay daha vardı: Bitcoin’in logosu. Bitcoin, teknoloji olarak oldukça ilginç bir arka plana sahip bir teknolojidir. Bu sebeple Bitcoin logosunun günümüzdeki halini almasındaki serüvenin sıkıcı olmadığı tahmininde bulunmak, elbette ki yanlış olmayacaktır.
Satoshi Nakamoto, Bitcoin için logoyu tasarlayan ilk kişiydi. 2010 yılında, teknoloji henüz yalnız başınayken, madeni parayı andıran ve ortasında bir “BC” harfleri ile tasarlanan logo, daha sonra Nakamoto tarafından tekrar bir rötuş aldı.
Madeni para veya belki de altını andıran bu yeni logonun ortasına ise BC harfleri yerine alt ve üst kısımlarında çizgilerin bulunduğu bir B harfi geldi. Logo, günümüzdeki haline ise bu aşamadan sonra “bitboy” isimli, kim olduğu hâlâ bilinmeyen bir kişi aracılığıyla getirildi.

Logonun günümüzdeki halini alması Phil Wilson öncülüğünde, kendi anlatımına göre, verilen çeşitli matematiksel talimatlarla bitboy tarafından tasarlandı. İkilinin çalışmaları sonrası tasarım aşamaları kübizm akımının yapay ışığında yeşerse de bitmiş olan tasarım sonrası ortaya oldukça minimalist bir Bitcoin logosu çıktı. Wilson’ın talimatları öyle formüller içeriyordu ki Wilson, B harfinin eğikliği ile bile bir mesaj iletebilmişti.
Atılan bu adımlar sonrası oturmuş olan Bitcoin logosu bir daha değişmedi. Logonun gerek Satoshi Nakamoto gerekse bitboy tarafından lansmanları çevrim içi bir Bitcoin topluluğu olan Bitcointalk isimli platformda yapıldı. Logolar için diğer kullanıcılar tarafından farklı yorumlar gelse de logonun değişmesini sağlayan kriterlerden biri de topluluktan gelen geri bildirimler oldu.
Nihayetinde Bitcoin teknolojisinde bir otorite, yasa veya bir başkan bulunmadığından gelişmelerin topluluktaki üyelerin fikirleri çerçevesinde şekillenmesi kadar doğal bir şey olamazdı.
Satoshi Nakamoto, ilk Bitcoin logosunu kendisi tasarladı ve Bitcoin Core ismini taşıyan bir blockchain uygulamasını da simgesi olarak kullandı. İlk logo, madeni bir paraya veya altın sikkesine benziyordu ve içinde bir BC amblemi taşıyordu. Teknoloji dünyasında henüz yaygınlaşmamış olan “flat tasarımın” izlerini elbette ki bu logoda da görmek mümkün değildi.
Bitcoin kullanıcılarının bir topluluk olarak kullandıkları çevri için platform olan Bitcointalk forumunda Bitcoin için bir simge arayışı tartışmaları ise 2010 yılının şubat ayında başladı. NewLibertyStandard isimli bir kullanıcı, platform üzerinde yeni bir tartışma açarak Bitcoin simgesi için Tayland’ın para birimi olan bahtın (฿) kullanılmasını önerdi. Kullanıcı, aynı zamanda BTC’nin de resmi para birimi kodu olmasını teklif etti. BTC için olumlu bir fikir birliğine varılsa da Bitcoin için halihazırda kullanılmakta olan bir simge için topluluk aynı fikirde değildi.
Bitcoin yeniydi, sıfırdan üretilmişti ve hiçbir şeye benzemiyordu. Böyle bir teknoloji için itibari para birimlerinde kullanılmakta olan bir simgenin yaygınlaşması, Bitcoin’in itibarı için pek de iyi bir gelişme olmayabilirdi. Ayrıca ileride bu teknolojinin büyümesi durumunda piyasada iki farklı para birimi için aynı simgelerin kullanılacak olması da kafa karışıklıklarına sebep olabilirdi.
Topluluk tarafından ฿ simgesine yoğunlaşılması Satoshi Nakamoto’yu etkilemiş olacak ki Nakamoto, 24 Şubat 2010 tarihinde kendi icat ettiği teknolojinin logosunun rötuşlanmış yeni halini aynı platform üzerinden tanıttı. Güncel haline oldukça benzeyen logoda da tıpkı baht simgesinde olduğu gibi bir B harfi ve çizgiler bulunuyordu. Ancak Nakamoto, çizgileri çoğaltarak ikilemiş ve B harfinin baştan aşağı kesilmesini istememişti.

Nakamoto, yeni logoyu platform üzerinde tanıttıktan sonra logo için çeşitli görüşler oluşmaya başladı. Bir kullanıcı logonun profesyonel durmadığını belirtirken başka bir kullanıcıdan bu yoruma Bitcoin’in geliştirilmeye açık bir yapısı olduğu ve her zaman bir öncekinden daha iyi olan fikirlerin daha hızlı benimseneceği cevabı geldi. Tanıtılan yeni logonun teknolojinin yaratıcısı tarafından tasarlanması ise logonun benimsenmesini sağlayan en güçlü faktör oldu.
Nakamoto’nun kendi tasarımını topluluğa sunmasının üzerinden aylar geçtikten sonra ise kim olduğu hâlâ bilinmeyen bitboy kullanıcı isimli bir kişi tarafından forumda Bitcoin’in yeni logosunun tasarımı paylaşıldı. Logoya gelen yorumlar ise oldukça olumlu yönde oldu.
Görünüşüyle eskisine oldukça benzeyen yeni tasarım, daha flat bir dizayna sahipti ve turuncu arka planıyla dikkatleri eskisinden daha fazla çekiyordu. Üstelik bitboy, tıpkı Satoshi Nakamoto gibi logoyu herhangi bir kâr amacı gütmeden paylaşmış ve herkesin kullanımına açmıştı.
Son şeklini alan Bitcoin logosunun tasarımındaki detaylar ise logo paylaşıldıktan tam 7 sene sonra, 27 Mart 2017 tarihinde Phil Wilson tarafından aydınlatıldı. Tüm süreci bir blog gönderisiyle açıklayan Wilson, iddialarına göre logonun tasarlanması için bitboy ile kendisi görüştü. Logonun tasarlanması sırasında çeşitli matematiksel formüllerden yardım alan Wilson, bu süreçte çalışmanın beyniyken bitboy ise projeyi hayata geçiren tasarımcı oldu.

İlk bakışta muadillerine göre daha sade bir tasarıma sahip olmasına karşın modern tasarım, Wilson’un beyanına göre çeşitli matematiksel formüller içeriyordu. Tasarımın sembolizm kirişleri üzerinde yükselmesini isteyen Wilson, logonun her aşamasına gizlediği sembolleri bir bir detaylandırdı.

Sembolizmin sınırları zorlanarak tasarlanmış olan Bitcoin logo tasarımı günümüzde hâlâ kullanılmaya devam ediyor. Logonun oldukça ünlenmesi bir yana, Bitcoin’e yeni gelebilecek bir logonun kullanılmakta olanın yerini alabilmesi için şu anda sahip olduğundan çok daha fazla teknik detay içermesi gerekebilir.
Meşhur Bitcoin Logosu İşte Böyle Tasarlandı isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>50 Dolardan 10 Bin Bitcoin Alma Fırsatı Kaçtı isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Bitcointalk.org, çevrim içi bir forum sitesi olarak Bitcoin topluluğu arasında oldukça bilinen bir platform olma özelliği taşıyor. Geçmişte çeşitli Bitcoin hikayelerine de ev sahipliği yapmış olan platformda yakın zamanda tekrar gün yüzüne çıkan bir başka hikaye fark edildi. SomeTooMuch kullanıcı adına sahip bir hesap, 2010’da bir gönderi paylaşarak 10 bin adet BTC’yi 50 dolardan açık artırmaya çıkardı. Kullanıcının gönderisine yıllar sonra gelen yorumlarda ise olay tıpkı 10 bin BTC ile 2 kutu pizza alan Laszlo Hanyecz olayına benzetildi.
SmokeTooMuch 30 Mart 2010 tarihinde, Bitcointalk isimli platformda yeni bir gönderi paylaşarak 10 bin BTC’yi 50 dolardan açık artırmaya çıkarmak istediğini duyurdu. Gönderisinden Almanya’da yaşıyor olduğu anlaşılan kullanıcı, açık artırmayı şu şekilde tanıttı:
“Küçük bir deney yapmak istiyorum.
10.000 BTC’yi açık artırmaya çıkarmak istiyorum. Başlangıç fiyatı ise 50 dolar.
(10 bin BTC, şu anda 65.5 dolara denk geliyor.)Açık artırma, tam yedi gün sürecek.
… Tek bir şart var: Her teklif, bir önceki tekliften en az 1 dolar fazla olacak.
Açık artırma bittikten sonra en yüksek teklifi gönderen kişiye mesaj atacağım ve kendisine önce 5 bin BTC göndereceğim. Daha sonra o kişi, benim PayPal hesabıma teklif ettiği fiyatı yatırdıktan sonra kalan 5 bin BTC’yi de göndereceğim.

Kullanıcı, 10 bin BTC’yi parçalı bir şekilde göndermesindeki amacı ise kendisini herhangi bir kandırmacadan korumak olarak açıkladı.
SmokeTooMuch isimli kullanıcının açık artırma gönderisi yayımlandıktan saatler sonra gönderiye başka bir kullanıcıdan ilk cevap geldi. dwdollar isimli kullanıcı, açık artırma fiyatının altında olduğunu bildiği halde satışta olan Bitcoinleri 20 dolardan almak istedi.
SmokeTooMuch, dwdollar’ın teklifini yanıtsız bıraksa da paylaşıma bir gün sonra gelen PayPal yorumuna cevap vermeyi atlamadı. Bir kullanıcı, “PayPal’da işlemler anonim değil, bu yüzden onu kullanmayı tercih etmeyen birçok kullanıcı var. Parayı posta yoluyla almayı düşünebilirsin.” şeklinde bir yorum paylaştı. SmokeTooMuch ise bu yoruma katılmayarak o tarz bir işlemin pahalı olabileceğini belirtti ve şöyle devam etti:
“Bana kalırsa insanlar, Bitcoin’i nasıl kabul edebileceği konusunda ilgisiz, nasıl ödeyecekleri konusunda değil.”

SmokeTooMuch, ilk gönderisinde belirttiği gibi 7 Nisan 2010 tarihinde açtığı konuya bir paylaşımda daha bulunarak, “Açık artırma sona erdi.” dedi. Kimse almadığı için Bitcoinlerin el değiştirmeyeceğini belirten SmokeTooMuch’ın 10 bin adet Bitcoin’i, kendisinde kalmış oldu.
Gönderiye 7 Nisan 2010 tarihinden sonra gelen ilk yorum ise 25 Nisan 2011 tarihinde oldu. Fiyasko isimli bir kullanıcı, olayı Laszlo Hanyecz olayına benzeterek şaşkınlığını gizleyemedi. Ancak iş, açık artırmayı 2010 yılında başlatan SmokeTooMuch isimli kullanıcının 24 Şubat 2012 tarihinde tekrar paylaşımda bulunmasıyla daha da eğlenceli bir hâl aldı.
SmokeTooMuch, 2012 yılındaki paylaşımında kimsenin o yıl açık artırmayla ilgilenmediği duyurusunu yaparak 10 bin adet Bitcoin’in el değiştirmediğini doğruladı. Açık artırma yaptığı zaman için, “O günler eski günlerdi.” diyen SmokeTooMuch, şöyle devam etti:
“10 bin BTC, bugün (2012’de) oldukça para ederdi.”
SomeTooMuch, “oldukça para ederdi” yorumunu 2012 yılının şubat ayında yaptı. Buradaki veriler ışığında Bitcoin’in o zamanlar yaklaşık 5 bin dolara denk geldiği baz alınırsa 10 bin adet BTC’nin yaklaşık 50 milyon dolar ettiği hesabı yapılabilir. Bitcoin’in güncel fiyatı baz alındığında ise (18 bin dolar) bu tutar 180 milyon doları buluyor. Açık artırma sırasında aynı adet Bitcoin’in 65.5 dolar ettiğini tekrar hatırlatalım.
50 Dolardan 10 Bin Bitcoin Alma Fırsatı Kaçtı isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Nvidia Ethereum Madencilerine 175 Milyon Dolarlık Donanım Satmış Olabilir isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Nvidia tarafından bu hafta içerisinde paylaşılan gelir raporu ile birlikte firmanın tahminlerinin üzerinde gelir elde ettiği anlaşıldı. Raporda grafik segmenti gelirlerinin 2.79 milyar dolar olduğuna ulaşılırken bu miktar analistler tarafından önceden 2.1 milyar dolar olarak tahmin edilmişti. Ayrıca rapora ilişkin veriler ışığında bir iddiada bulunan analist Mitch Steves, Ethereum madencilerine ise 175 milyon dolarlık grafik kartı donanımı satışının yapıldığını öne sürdü.
Ethereum madencilerine ilişkin analiz, RBC Capital Markets analistlerinden olan Mitch Steves’ten geldi. Steves, Ethereum madencilerinin Nvidia pazarından 175 milyon dolarlık GPU alışverişi yaptıklarını iddia etti. Nvidia ise müşteriler tarafından özellikle Ampere adını verdikleri yeni bir teknoloji kullanılarak üretilen grafik kartlarının oldukça ilgi çektiğini belirtmişti. Benzer bir açıklamada da oyun sektörünün şirket gelirlerini %37 artırarak 2.27 milyar dolara çıkardığı belirlenmişti.
Steves, ek olarak yakın zamanda başlatılması planlanan Ethereum 2.0 ile birlikte madencilerin daha verimli donanımlara yönelmesi gerektiklerinin altını çizdi. Nvidia’nın sunduğu çözümler ise Steves’e göre madencilerin bu tarz ihtiyaçlarını karşılayabilir durumda.
Nvidia tarafından üretilen özellikle Ampere gibi birimlerin Ethereum, Monero (XMR) ve Zcash (ZEC) madencileri arasında popüler olduğu biliniyor. Bununla birlikte çok daha üstün performanslı donanımlara ihtiyaç duyan Bitcoin (BTC) madencileri tarafından ise ASIC olarak bilinen donanımlar tercih ediliyor.
Geçtiğimiz günlerde yapılan bir analiz, son zamanlarda yaşanan Bitcoin rallisinin Bitcoin madenciliği gelirlerini önemli ölçüde artırdığını ortaya koydu. Bitcoin madencilik ödülleri geçtiğimiz mayıs ayında 12.5 BTC’den 6.25 BTC’ye düşerek yarılanmıştı. Ancak analiz sitesi Glassnode, yakın zamanda yaptığı bir paylaşımda halving sırasında 9 bin dolar civarında olan Bitcoin fiyatının 18 bin dolar seviyelerine kadar çıkmasıyla bu yarılanma ile oluşan farkın kapandığını ortaya koydu.
Nvidia Ethereum Madencilerine 175 Milyon Dolarlık Donanım Satmış Olabilir isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Kripto Para Devi Chainalysis 1 Milyar Dolarlık Değerleme Bekliyor isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Kripto para sektöründe günlerdir dolaştığı bilinen Chainalysis söylentilerine dair son nokta, şirketin CEO’su Michael Gronager tarafından kondu. Gronager, konuya dair özel bir açıklama yaparak gelecek hafta içerisinde 1 milyar dolarlık bir değerleme beklediklerini açıkladı. Değerlemenin Tiger Global isimli bir yatırım şirketine bağlı olan Addition markasının C Serisi (Series C) fonuna katılması ile yaşanacağı belirtildi.
Gronager, Forbes’a Chainalysis’in ne kadarlık bir ciroya sahip olduğunu paylaşamadı. Ancak kamuya açık verilerle yapılan analizlere göre şirket, 2018 yılında 8 milyon dolar kazandı. Gronager, şirket gelirlerinin geçen yıla nazaran yaklaşık %96 arttığını belirtirken gelirlerin 2022 yılında ise iki katına çıkması bekleniyor.
Firmanın başlattığı C Serisi fonunun bir önceki muadili B Serisi fonunu takip ederek toplam yatırımı 166 milyon dolara çıkaracağı düşünülüyor. Chainalysis, sahip olduğu potansiyel nedeniyle şirket olarak 2019’da Forbes’un “Milyar Dolarlık Olmaya En Yakın Girişimler” (Next Billion Dollar Startups) listesine dahil olan ilk kripto para şirketi olmuştu. Bünyesinde şu anda 200 kişiyi barındıran şirketin, büyümeyle birlikte, çalışan sayısını 2021’de iki katına çıkarmayı planladığı biliniyor.
Kripto para devi Chainalysis, çalışmalarıyla sektörü etkileyen suçların belirlenmesinin dışında bu suçları engelleyici çalışmalar yapması ile de bilinen şirket. Ağustos 2019’da KYT (Know Your Transaction) sistemini geliştiren Chainalysis, blockchain analizlerini basitleştirmeyi amaçlayan çözümler sunmaya başladı. Ek olarak geçtiğimiz temmuz ayında da Market Intel isimli bir program başlatarak kripto para sektöründeki analiz mekanizmalarını bir seviye daha güçlendirdi.
Chainalysis’in ABD’deki eyalet hükümetleri ve özel kurumlar da dahil olmak üzere toplam 350 müşteriye hizmet ettiği biliniyor. Kripto para kullanıcılarının yasa dışı uygulamalarını belirlemeye yardımcı olan güvenlik şirketi, bu ay içerisinde ABD Adalet Bakanlığı ile de birtakım çalışmalar yürütmüştü.
Kripto Para Devi Chainalysis 1 Milyar Dolarlık Değerleme Bekliyor isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Justin Sun: “TRON Ethereum Pazar Payını Geride Bırakacak” isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>Tron ve BitTorrent CEO’su Justin Sun, 20 Kasım’da Twitter hesabı üzerinden Ethereum ile alakalı bir paylaşımda bulundu. Sun, Ethereum pazar payının TRON tarafından egale edileceğini iddia ederken iddiasını iki dev işletim sistemi Apple (iOS) ve Android örnekleri ile destekledi. Ethereum kurucusu Vitalik Buterin ile geçmişte yıldızlarının barışmadığı bilinen Sun’ın yeni iddiasına ise Buterin’in henüz yanıt vermediği biliniyor.
Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Sun, Ethereum ile alakalı tam olarak şu şekilde yazdı:
“#Ethereum iPhone, #TRON ise Android gibidir. Günün sonunda herkesin bir akıllı telefonu olacak ancak herkesin bir iPhone almaya gücü yetmeyecek. Önemli olan ise kimin daha ucuz ve daha ölçeklenebilir olduğudur. Bu sebeple TRON, nihayetinde tıpkı Android gibi Ethereum’dan daha fazla pazar payına sahip olacak.”
#Ethereum is like iPhone, #TRON is like Android. At the end of the day everyone will have a smart phone, but not everyone can afford iPhone. What matters the most is cheaper and scalability. TRON will eventually have more market shares than Ethereum just like Android did.
— H.E. Justin Sun 孙宇晨 (@justinsuntron) November 20, 2020
Sun’ın tweetine ise birçok kullanıcıdan çok fazla sayıda etkileşim geldi. Gelen etkileşimler, genel olarak Sun’ın iddialarının güçlü olmadığı üzerine olsa da Sun’ın Apple ve Android benzetmesi beğenildi. Tıpkı Sun’ın yaptığı gibi bir kullanıcı da Bitcoin’i Nokia’nın efsanesi 3310’a benzeterek konuya lider kripto para birimi açısından yaklaştı.
Piyasalar Bitcoin’in son zamanlardaki yükselişi ile çalkalanmaya devam ederken lider altcoin Ethereum da iyi bir performans sergileyerek 500 doların üzerinde işlem görmeye başladı. Sektörün tanınan isimlerinden Lark Davis de bu yükselişi Twitter hesabından kutlayarak hem Bitcoin hem de Ethereum için durumu oldukça harika bulduğunu belirtti. Piyasalarda ise TSİ 11:10 itibarıyla Bitcoin, 18.697 dolardan işlem görürken Ethereum ise 511.44 dolardan işlem görüyor.
Justin Sun: “TRON Ethereum Pazar Payını Geride Bırakacak” isimli makale Ali Göküş tarafından hazırlanmış ve koinbulteni.comda yayınlanmıştır.
]]>